14 Ekim 2026 Çarşamba

SERKAN KILIÇ'TAN EDEBİYATA YENİ BİR SOLUK

Serkan Kılıç'tan Zamanın, Aşkın ve Yalnızlığın Derinliklerine Uzanan İki Güçlü Eser

Genç ve başarılı yazarın kaleminden ''Bir Yalnızlığa Sığındım'' ve''10 Saniye Erguvan'', insan ruhunun görünmeyen katmanlarını, aşkın bıraktığı izleri ve insanın kendisiyle yüzleşme cesaretini farklı anlatım biçimleriyle edebiyata taşıyor. 



Bazı yazarlar yaşananları anlatır, bazılarıysa yaşananların insanın içinde bıraktığı izleri görünür kılar. Serkan Kılıç, sözcüklerin ardındaki duyguyu yakalayan, sıradan görünen anların içindeki derinliği açığa çıkaran anlatımıyla okurunu yalnızca bir hikayenin içine değil, kendi iç dünyasının kapısına da getiriyor. Aşk, zaman, bellek, hayal kırıklığı ve yalnızlık gibi insanlık hallerini kendine özgü bir duyarlılıkla ele alan yazar, iki eserinde de okuru düşünmeye, sorgulamaya ve kendi hayatına başka bir gözle bakmaya davet ediyor.

Bir Ömür Kaç Saniyeye Sığar?

Serkan Kılıç'ın yeni eseri 10 Saniye Erguvan, zamanın ölçülebilir akışıyla, insanın iç dünyasında bıraktığı izler arasındaki çarpıcı ilişkiyi odağına alıyor. Çünkü kimi zaman birkaç saniyeye bir ömür sığar; bir karşılaşma, bir bakış ya da yarım kalmış bir cümle, insanın bütün hayatını yeniden anlamlandırmasına neden olabilir. Kılıç, eserinde tam da bu kırılgan eşikte durarak okurunu zamanın ötesinde bir yolculuğa çıkarıyor.



Bir kitapçıda başlayan karşılaşma, isimsiz bir kadın, eksik sayfalar ve geçmişten bugüne uzanan izler... Romanın dünyasında her ayrıntı, görünenin ardında başka bir anlamın saklı olabileceğini düşündürüyor. Hikaye ilerledikçe okur, yalnızca karakterlerin yaşadıklarını takip etmekle kalmıyor; belleğin nasıl çalıştığını, geçmişin bugünü nasıl biçimlendirdiğini ve bazı karşılaşmaların neden yıllar sonra bile etkisini koruduğunu da sorguluyor. 

10 Saniye Erguvan'ın dikkat çeken yanı, şiirsel anlatımını düşünsel bir derinlikle buluşturması. Yazar, duyguyu yalnızca anlatmakla yetinmeyen; onu zaman, hatıra ve insanın varoluşuyla ilişkilendiren bir dil kuruyor. Okuru hazır cevaplara yönlendirmek yerine ayrıntıların, çağrışımların ve soruların izini sürmeye bırakıyor. Böylece eser, okunduktan sonra da zihinde ve duygularda devam eden bir yolculuğa dönüşüyor.

Kırgınlığın ve Hayal Kırıklığının Sığınağıdır Yalnızlık

Yazarın ilk eseri Bir Yalnızlığa Sığındım ise insan ilişkilerinin daha kırılgan, daha sessiz ve çoğu zaman dile getirilmeyen tarafına yöneliyor. Aşkın içinde saklı beklentiler, güvenin zedelenmesi, duygular arasındaki eşitsizlik ve insanın karşısındakini tanıdığını sanırken kendisiyle yüzleşmek zorunda kalması, eserin düşünsel eksenini oluşturuyor.



Kısa, çarpıcı ve düşündürücü ifadelerle ilerleyen kitap, insanların söyledikleriyle hissettikleri, gösterdikleriyle gerçekte oldukları arasındaki mesafeyi sorguluyor. Kılıç, insan ilişkilerindeki çelişkileri süslemeden, okurun aşina olduğu duygulara doğrudan dokunan bir anlatımla ele alıyor. Bazen tek bir cümlenin açabileceği düşünce alanı, uzun bir anlatının etkisine ulaşabiliyor. Yazarın sözcükleri seçme ve duyguyu yoğunlaştırma biçimi, eserin en belirgin özelliklerinden biri olarak öne çıkıyor. 

Kitabın merkezindeki yalnızlık, yalnızca çevrede kimsenin bulunmaması anlamına gelmiyor. Aksine, insanın kalabalıkların içinde anlaşılmadığını hissetmesi, verdiği duygusal karşılığın karşısında aynı samimiyeti bulmaması ve sonunda kendini korumak için kendi içine çekilmesiyle biçimleniyor. Bir Yalnızlığa Sığındım, bu yönüyle yalnızlığı bir eksiklikten çok, kırılmış bir ruhun kendine açtığı alan olarak düşündürüyor. 

Serkan Kılıç, kısa ifadelerin taşıdığı yoğunluğu kullanarak okurun kendi deneyimleriyle metin arasında bağ kurmasını sağlıyor. Herkesin farklı bir karşılık bulabileceği bu anlatım, eseri yalnızca aşk ve hayal kırıklığı üzerine bir kitap olmaktan çıkarıp insanın kendisine, seçimlerine ve ilişkilerine yeniden bakabileceği bir düşünce alanına dönüştürüyor. 

İki eser, aynı derinlik: İnsanın kendine yolculuğu

10 Saniye Erguvan ve Bir Yalnızlığa Sığındım kitaplarını birbirine yaklaştıran temel unsur, Serkan Kılıç'ın insan ruhuna yönelttiği dikkatli bakış. 

İlk kitabı Bir Yalnızlığa Sığındım'da insanın yaşadığı duygusal kırılmaların onu nasıl kendine döndürdüğü üzerinde duruyor. İkinci kitabı olan 10 Saniye Erguvan'da ise bir anın nasıl olup da bir ömrün anlamını değiştirebildiğini sorguluyor. Birinde zamanın ve hatıraların izleri, diğerinde aşkın ve hayal kırıklıklarının etkisi öne çıkıyor. Her iki eserde de asıl mesele, yaşanan olaylardan çok, bu olayların insanın içinde neye dönüştüğü. 

Kılıç'ın kalemini güçlü kılan bu ortak damar, duyguyu yalnızca ifade etmekle kalmayıp onun ardındaki düşünceyi açığa çıkarma çabası. Şiirselliği sorgulayıcı bir anlatımla buluşturan yazar, okuruna ne hissetmesi ya da ne düşünmesi gerektiğini söylemiyor; bunun yerine kendi cevaplarını bulabileceği bir alan açıyor. Dili yer yer lirik, yaklaşımı düşündürücü, insan ilişkilerine bakışı ise sorgulamaya dayalı bir çizgide ilerliyor.

Aşkın insanı nasıl değiştirdiği, bir karşılaşmanın neden unutulmadığı, güvenin hangi noktada kırıldığı ve yalnızlığın ne zaman bir kaçıştan kendine dönüşe evrildiği...Bu sorular, iki eserin sayfalarında farklı biçimlerde karşılık buluyor. Serkan Kılıç, böylece birbirini tamamlayan iki ayrı pencereden insanın iç dünyasına bakıyor. 

Çünkü bazı kitaplar bittiğinde kapanır; bazılarıysa okurun zihninde yeni sorularla yaşamaya devam eder. Kılıç'ın bu iki eseri tam da bu alanın kapısını aralıyor. İnsanın kendisini, sevdiklerini ve hayatın içinde bıraktığı izleri yeniden düşünmeye başladığı o sessiz, kişisel yolculuğun.

12 Ocak 2026 Pazartesi

''İKİ YILDIZIN ALTINDA'' YILDIZ GÖNEN KİŞİSEL RESİM SERGİSİ AÇILDI

RESSAM YILDIZ GÖNEN KİŞİSEL RESİM SERGİSİ GÖRKEMLİ BİR AÇILIŞLA SANATSEVERLERLE BULUŞTU

''İKİ YILDIZIN ALTINDA: BENLİĞİN BÜTÜNLÜĞÜ'' sergisi Kent Sanat Galerisi ev sahipliğinde görkemli bir açılışla sanatseverlerle buluştu.


Funda Tümer'in küratörlüğünde  hayata geçirilen serginin açılışı, kalabalık bir davetli topluluğunun katılımıyla gerçekleşti. Açılışta iş, sanat ve kültür dünyasından birçok isim yer aldı. 



Sergi, gerek içeriği gerekse samimi atmosferiyle davetlilerden tam not alırken, açılış gününde çok sayıda eserin satılması da ilginin yoğunluğunu gözler önüne serdi.




Konukları ile bizzat ilgilenen Gönen, sergiye büyük ilgi gösteren Yüce Koleji öğrencilerine ayrı bir önem göstermesiyle dikkat çekti. 


Resim sanatının yanı sıra şair ve besteci kimliğiyle de tanınan Yıldız Gönen, 25 yıllık çok yönlü sanat anlayışını bu sergide güçlü bir kavramsal çerçeveyle izleyiciye sunuyor.

Sergi, insanın içsel karanlığı ile dışa yansıyan ışığını, yıldız metaforu üzerinden ele alan çağdaş ve şiirsel bir anlatı sunuyor. Serginin küratörlüğünü üstlenen Funda Tümer, yapımcı, yönetmen, senarist ve ressam olarak medya ve sanat dünyasında çok yönlü üretimleriyle tanınan bir isim. Tümer'in küratöryel yaklaşımı, serginin kavramsal derinliğini güçlendirirken, eserlerle mekan arasında güçlü bir bağ kurulmasını sağlıyor. 

Yıldız Gönen ve Funda Tümer'in sanatsal iş birliğiyle hayata geçirilen sergi, ziyaretçiler tarafından takdirle karşılandı. Sergiyi gezen sanatseverler, yalnızca eserlere bakmakla kalmayıp; kendi iç dünyalarına dönerek, özgürlük ve benlik kavramlarını yeniden düşünme fırsatı buldu.


Sıcak atmosferiyle dikkat çeken Kent Sanat Galerisi, sergiye ev sahipliği yaparak ziyaretçilerden tam not aldı. Galeri, hem sanatçının anlatım dilini destekleyen yapısı hem de samimi ortamıyla sanatseverlerin beğenisini kazanırken, kültür-sanat dünyasındaki yerini bir kez daha pekiştirdi.

''İki Yıldızın Altında: Benliğin Bütünlüğü'' sergisi izleyiciyi içsel bir yolculuğa davet eden, ışık ve gölgeyi aynı anda görmeye çağıran anlatısıyla, 22 Ocak 2026 tarihine kadar izlenebilecek.

2 Ocak 2026 Cuma

''İKİ YILDIZIN ALTINDA: BENLİĞİN BÜTÜNLÜĞÜ'' RESİM SERGİSİ SANATSEVERLER İLE BULUŞUYOR

 ''İKİ YILDIZIN ALTINDA: BENLİĞİN BÜTÜNLÜĞÜ'' Kent Sanat Galerisi'nde Sanatseverler ile Buluşmaya Hazırlanıyor


Sanatçı Yıldız Gönen'in 25 yıllık sanatsal birikiminden oluşan özel bir seçkiyi bir araya getiren resim sergisi ''İki Yıldızın Altında: Benliğin Bütünlüğü'', 10 Ocak 2026 tarihinde yapımcı, yönetmen ve sanatçı Funda Tümer küratörlüğü ve Kent Sanat Galerisi ev sahipliğinde sanatseverlerle buluşuyor. 

Sergi, insanın iç ve dış dünyası, gölge ve ışık, özgürlük ve baskı arasındaki ilişkiyi merkezine alan çağdaş bir anlatı sunuyor. 

Serginin küratörü Funda Tümer, iki yıldız metaforu üzerinden bireyin içsel karanlığı ile dış dünyaya yansıttığı aydınlık yüzün aynı anlatı düzleminde bir araya getirildiğini belirtiyor. Sergide yer alan yıldız figürü benliğin iki yönünü simgelerken; kuş tüyleri, kelebekler ve beş yaprak gibi semboller özgürlük, dönüşüm, sevgi, güven ve aidiyet gibi temel insani kavramlara işaret ediyor. Tümer'e göre sergi, ışık ve karanlığın birbirini dışlamadan bir arada var olabileceği bir denge alanı sunuyor.

Minimal ve modern bir estetik anlayışla üretilen eserler, izleyiciyi yalnızca görsel bir deneyime değil, aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Sergi, kişinin kendi karanlığıyla yüzleşmeden içindeki ışığı tam anlamıyla göremeyeceği düşüncesini merkeze alarak benliğin bütünlüğüne giden içsel bir yolculuğu görünür kılıyor.



Sanatçı Yıldız Gönen, üretim sürecine ilişkin olarak, ''Resimlerimde iki yıldız vardır; biri iç dünyamı, diğeri dışa yansıttığım yüzü temsil eder. Karanlık yanımla barışamadığım sürece ışığımı tam olarak göremeyeceğimi fark ettim'' ifadelerini kullanıyor. Gönen'in eserlerinde kelebeklerin içinde gizlenen kadın figürleri özgürlüğün dönüşümle ilişkisini anlatırken, kuş tüyleri hafifliği ve umudu, beş yaprak ise sevgi, güven, özgürlük ve başarı gibi temel insani değerleri simgeliyor.

''İki Yıldızın Altında: Benliğin Bütünlüğü'', çağdaş resim diliyle bireyin içsel yolculuğunu görünür kılan, izleyiciyi gölgesiyle yüzleşmeye ve kendi iç dengesini yeniden düşünmeye davet eden bir sergi olarak öne çıkıyor.






22 Kasım 2024 Cuma

TARİHİN SIFIR NOKTASI'NA BÜYÜK İLGİ

 GÖBEKLİTEPE ZİYARETÇİ AKININA UĞRADI

''Tarihin sıfır noktası'' olarak bilinen Göbeklitepe 10 ayda 600 bin ziyaretçi ağırladı. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Göbeklitepe'ye  geçen yıla oranla 2024 Ocak-Ekim ayları arasında ziyaretçi sayısı yüzde 50 oranında arttı.


Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, ülkemizde ki kültür turizminin en önemli destinasyonlarından birisinin Göbeklitepe olduğunu belirtti. Yazgı, Göbeklite'de tanıtım stratejisiyle birlikte 2024 yılının ilk on ayında 600 bin ziyaretçiye ulaşıldığını ve bu rakamın 2025 yılında daha artacağını öngördüklerini sözlerine ekledi. 

Bilim insanları ise Göbeklitepe'yi gördüklerinde fotoğraflardan çok daha etkileyici olduğunu belirtirken, hayranlıklarını dile getirdiler. 

Göbeklitepe insanoğlunun en büyük adımlarından biri olan Neolitik Devrim'e dair yerleşik bilgileri sarsacak ipuçları da barındırıyor.


Güney Doğu Anadolu Bölgesi'nde Şanlıurfa ilinin 18 km. kuzeydoğusunda yer alan Göbeklitepe, yeryüzündeki ilk inanç merkezi olarak nitelendirilmektedir. Prof. Dr. Schmidt'e göre yerleşik hayata geçişin tarih kitaplarında yazanın aksine çiftçilik ve hayvancılıkla değil, dini merkezlerde sürekli bir araya gelmelerinin sonucunda olduğudur.  Tarihin sıfır noktası olan Göbeklitepe'de ki tapınaklarda bunun bir göstergesi olarak düşünülmektedir. Şu ana kadar 6 adet tapınak gün ışığına çıkarılmıştır. 



TARİHİN EN ESKİ ALFABESİ BULUNDU

Bilim İnsanlarından Büyük Keşif


Bilim insanları, tarihin bilinen en eski alfabesini buldu. 

Suriye'nin eski kent merkezlerinden  Umm-el Marra'da  ki antik mezarlarda yaptıkları kazılar sonucunda üzerinde kazılı yazılar bulunan parmak uzunluğunda dört adet kil silindir bulundu.

Johns Hopkins Üniversitesi'nde arkeoloji profesörü olarak görev yapan ve araştırma ekibinde yer alan Glenn Schwartz, radyokarbon tarihleme yöntemiyle tarih tespiti doğrulanan yazıların, M.Ö. 2400'lü yıllara ait olduğunu belirtti.

Schwartz, bu yazıların bilinen diğer alfabetik sistemlerden yaklaşık 500 yıl daha eski olduğunu ortaya koyduklarını, keşfedilen silindirlerin üzerindeki yazıların mezardan çıkarılan nesnelerin nereden geldiğine ve kime ait olduğuna ilişkin bilgileri aydınlatacak nitelikte olduğunu belirtti. 

Ekip bu keşfin, alfabenin M.Ö. 1900'den sonra Mısır ve çevresinde icat edildiğine yönelik inanışları değiştireceğini belirtti.

Erken Tunç Çağı'na dayanan mezarlarda, altın ve gümüş takılar, pişirme kapları, mızrak ucu, çömlek ve iskeletler de bulundu.

2 Haziran 2024 Pazar

''İMGESEL'' SERGİSİ KAPILARINI AÇTI

 ''İMGESEL'' GÖRSEL SANATLAR SERGİSİ SANATSEVERLER İLE BULUŞTU

Fine Art Sanat Birliği tarafından düzenlenen ''İMGESEL'' sergisi 01 Haziran tarihinde görkemli bir açılış ile sanatseverlerle buluştu.


Küratörlüğünü Fine Art Sanat Birliği'nin kurucusu Yapımcı-Yönetmen ve Ressam Funda Tümer'in gerçekleştirdiği sergide; Banu Davun, Demet Çavuşgil,  Ersoy Yılmaz, Funda Tümer, Gülnur Günakan, Hatice Dinç, Nuran Özşen, Nurgül Baş Kılıç, Seray Akın, Tacettin Hazar, Yıldız Gönen ve Yasemin Bider'den oluşan 12 kişilik dev bir sanatçı kadrosu yer almakta.

Funda Tümer'in 33. sanat projesi olan ''İmgesel'' sergisinin ''Onur Sanatçısı'' ünvanını ise Ressam Yasemin Bider taşımakta.


7 aylık çalışma sürecinde tamamlanan sergide, resim, seramik ve tekstil tasarım kategorilerinde  45 eserden oluşan özel bir koleksiyon sergilenmekte. Serginin baş yapıtı ise Yasemin Bider imzası taşıyan ''Denizin Kadınları'' tablosu.



Serginin açılışını Funda Tümer ve uluslararası sinema sektörünün önemli yapımcılarından Imanuel Moradiyan birlikte gerçekleştirdi. 



Sanatçılara teşekkür belgeleri Imanuel Moradiyan tarafından takdim edildi.





Başta sanat camiası olmak üzere, iş dünyası ve medyadan birçok konuğun katılımı ile gerçekleşen açılışta eserler ve sanatçılar büyük ilgi gördü.

Ankara'nın köklü galerilerinden biri olan Cengiz Saçak'ın kurucusu olduğu Akdora Art Gallery ev sahipliğinde gerçekleşen sergi 12 Haziran tarihine kadar izlenebilecek. 

26 Mayıs 2024 Pazar

''İMGESEL'' SERGİSİ İZLEYİCİ İLE BULUŞMAYA HAZIRLANIYOR

''İMGESEL'' KONSEPT PROJE SERGİSİ SANATSEVERLER İLE BULUŞUYOR


Fine Art Sanat Birliği tarafından düzenlenen ''İMGESEL'' adını taşıyan sergi 7 ay süren hazırlık sonrası 01 Haziran 2024 tarihinde görkemli bir açılışla izleyici ile buluşacak.

Küratörlüğünü Funda Tümer'in üstlendiği sergide; Banu Davun, Demet Çavuşgil, Ersoy Yılmaz, Funda Tümer, Gülnur Günakan, Hatice Dinç, Nuran Özşen, Nurgül Baş Kılıç, Seray Akın, Tacettin Hazar, Yıldız Gönen ve Yasemin Bider'den oluşan 12 kişilik dev bir sanatçı ekibi yer alacak.

Funda Tümer'in 33. sanat projesi olan ''İmgesel Görsel Sanatlar Sergisi''nin Onur Sanatçısı ünvanını ise ''Ressam Yasemin Bider'' taşımakta.

7 aylık hazırlık sürecinde tamamlanan sergide; resim, seramik ve tekstil tasarım kategorilerinde her sanatçının 35*35 cm. ölçülerinde hazırladığı ve toplam 42 eserden oluşan özel bir koleksiyon sergilenecek.

Ankara'nın köklü galerilerinden biri olan Cengiz Saçak'ın kurucusu olduğu Akdora Art Gallery ev sahipliğinde gerçekleşecek olan sergi 12 Haziran 2024 tarihine kadar izlenebilecek.