4 Mart 2014 Salı

Karadeniz’den çıkan nadide yeteneklerden biri "BORA DERVİŞOĞLU" Ressam

Karadeniz’den çıkan nadide yeteneklerden biri
BORA DERVİŞOĞLU
Ressam
Sanatçı 1973 yılında Trabzon’da doğdu.
1998 yılında Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu. 1999-2001 yılları arası Gümüşhane Şiran Yatılı İlköğretim Okulu’nda görev yaptı.
2001 yılından beri Trabzon Akçaabat Söğütlü Ortaokulu’nda görevine devam etmektedir.
‘Resim yapmak çocukluğumun içinde hep hayallerimi süsleyen bir sanat olmuştur. Tuval karşısında çalışan Babam Atilla DERVİŞOĞLU’ nu seyretmek bana ayrı bir dünya oluşturmuştur. Resim hayatımda hep var olacaktır. Çünkü ben resim öğretmeniyim ve hayallerimi düşüncelerimi engin ufuklarımı hem öğrencilerimle hem de dostlarımla paylaşmak bana haz veriyor. Bazen saatlerce tuvalin karşısından kalkmamak sonunda beynimdeki o dünyayı tuvale aktarmak bana mutluluk veren en önemli şeydir.  Arşivimde binlerce kuş resmi var. Kuşları incelemek onların üzerindeki renklerin büyüsünü görmek beni resim yapmaya başka bir heyecan ile yönlendirmiştir. Kuşları seviyorum her zamanda tablolarımda vazgeçilmez tema olarak kalacaktır’ diyor sanatçı.
Kuş ve çiçek temasını çoğu zaman aynı karede buluşturuyor. İşin içine renkleri de dahil ettiği an muhteşem bir kompozisyonla karşılaşıyorsunuz. Renkleri kullanışı ve sağladığı uyum görülmeye değer bir başarı. Sanatçı kimi zaman kuşlarını işlerken geometrik kompozisyonlarda katıyor eserlerine. Bu kompozisyonlara baktığınızda 20. yüzyıl başındaki temsile dayalı sanat anlayışından saparak devrim yapan Fransız sanat akımı olan Kübizm’in etkisini de görmeniz mümkün bu eserlerinde.
 Sanatçının kendine has renk kullanışı, renklerde elde ettiği başarılı geçişler ve uyum vazgeçilmezim dediği 2 teması ile buluştuğu an yüzlerce eser içinde dahi olsa Bora Dervişoğlu fırçasını tanıyorsunuz.
Birçok karma sergide yer alan sanatçının en büyük hayallerinden biri babası Atilla Dervişoğlu ile birlikte ‘BABA OĞUL’ adını vereceği bir aile sergisi açmak.
Bora Dervişoğlu sadece yeteneği ve eserleri ile dikkat çeken bir sanatçı değildir. Bir sanatçı da olması gereken mütevazi ve beyefendi kişiliği, kendini geliştirmek için her an gösterdiği çalışma azmi ile de dikkat çeken bir isimdir.
Tanıdığım günden itibaren çalışmalarını yakından takip ettiğim sanatçı dostumun her geçen gün başarı merdivenlerini hızla çıkacağına olan inancım sebebi ile hakkında yazmak benim için bir onurdur.
Sevgilerimle,
Funda TÜMER
Seramik Sanatçısı& Ressam
***
Karadenizli Ressam 
Bora DERVİŞOĞLU'nun Eserlerinden
ÖRNEKLER & SEÇMELER
BORA DERVİŞOĞLU, RESSAM
BORA DERVİŞOĞLU, RESSAM
BORA DERVİŞOĞLU, RESSAM
BORA DERVİŞOĞLU, RESSAM

24 Şubat 2014 Pazartesi

BURSA KÜLTÜR SANAT Fine Art Sanat Birliği Karma Resim & Seramik Sergisi

BURSA KÜLTÜR SANAT
Fine Art Sanat Birliği Karma Resim & Seramik Sergisi
BAŞLANGIÇ : 15 Ocak 2014
BİTİŞ              : 15 Şubat 2014
SAAT              : 10:00
YER                : Kent Meydanı AVM
Bu etkinliğe katılıyor musun? 
Fine Art Sanat Birliği Karma Resim & Seramik Sergisi?
Bütün BURSA halkı bu etkinliğe davetlidir..
Etkinlik Description
Aralarında ressam Nedret Suna ve seramik sanatçısı Ersoy Yılmaz’ın olduğu 13 sanatçının eserlerinden oluşan karma resim & seramik sergisi Kent Meydanı AVM -3 Katı’nda bulunan Sanat Galerisi’nde açıldı.
Fine Art Sanat Birliği Başkanı Funda Tümer küratörlüğü’nde Kent Meydanı AVM Sanat Galerisi’nde açılan sergide, 13 sanatçının 45 eseri sergileniyor.
Sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği sergide, ressamlar Nedret Suna, Eser Sarı, Mevlüde Varol, Rabia Bıdı, Çetin Kul, Erten Konyar, Jonal Buenafe ve ressam Süheyla Yılmaz San’dan benzersiz keçe çalışmaları, Erdinç Sakin ve Funda Tümer’den karışık teknik uygulamalar ile farklı eserler, seramik sanatçıları Ersoy Yılmaz ve Seyhan Yılmaz’dan eşsiz seramik çalışmalar sergileniyor.
Genç sanatçıların da teşvik edildiği karma resim ve seramik sergisinde, eğitimine devam eden sanatçı adayı Elif Nadas’ın yaptığı tablolara da yer verildi.
Farklı tarzdaki eserlerin yer aldığı sergi, 30 Ocak’a kadar Kent Meydanı AVM -3 Katı’nda bulunan Sanat Galerisi’nde gezilebilecek.

13 Şubat 2014 Perşembe

Ressam FUNDA TÜMER yazdı...

SANATÇI KİMDİR
Ressam
Funda TÜMER
Yüzyıllardır tam cevabı netleşmeyen herkes tarafından değişik yorumlar ile anlatılmaya çalışılan kişi olmuştur sanatçı.
Bu yazımda bende kişisel görüşümü aktarmaya çalışacağım. ‘Sanatçı Kimdir’ sorusundan ziyade ‘Sanatçı Kime Denmelidir’ ve ‘Sanatçı Nasıl Olmalıdır’ üzerinde duracağım.
Sanatçı, herkesten farklı düşünen, farklı bakan, farklı gören, farklı hisseden, farklı açılardan yorumlayabilen ve bütün bunları yeteneği ile birleştirerek eserlerinde yansıtan kişidir. Bütün bunlara bakacak olursak eğer, sanatçı olmak için sadece ‘’yetenek yeterlimidir’’ hayır.
Farklı bakamayan, görünenin ardındakini göremeyen, farklı açılardan düşünüp yorumlayamayan kişi sanatçı olamaz. Herkes ağacın dalındaki yaprağı görür. Ama sanatçı yapraktaki güzelliği, zarafeti ve detayları gören kişidir. Bütün bunların olabilmesi içinde sanatçı kendini en iyi şekilde yetiştirmelidir. Sadece kendi çevresini değil uzak çevreler konusunda da bilgi sahibi olmalıdır. Asla oldum dememeli ben daha yolun başındayım diyebilecek kadar mütevazı olmalıdır.
Sanatçı bir görüntüden, bir düşünceden, bir fotoğraftan, bir başka eserden kısaca birçok şeyden esinlenebilir ve etkilenebilir. Ancak asla kopyacı olamaz. 
Olmamalıdır. 
Kendine ait olanı ortaya koymayan koyamayan kişi sanatçı kimliğini taşıyamaz.
Sanatçı hangi sanat dalı ile uğraşırsa uğraşsın dalındaki her noktayı yapmış ya da yapabilir olmalıdır. Ancak zaman içerisinde kendi teması ve tekniğini belirlemiş ve geliştirmiş olmalıdır. Kendine özgü olmalıdır.
En önemlisi de sanatçı egolarından arınmış, duruşu sağlam olmalıdır. 
Başarıyı alkışlayabilmelidir. Fikirlerini çekinmeden ortaya koyabilmeli, duruma göre rengini değiştirmemelidir. Yerine göre topluma öncü olabilmeli ve onlarında sesi olabilmelidir.
Sanatçı olmak kolay değildir. Bütün bunlara sahip olabilmek çok güçlü bir insan olmak bilinci ister. Buda kendini dahi aşmaktır.
SANATÇI KENDİNİ DAHİ AŞABİLMEYİ BAŞARMIŞ KİŞİDİR.
FUNDA TÜMER

10 Şubat 2014 Pazartesi

FINE ART Sanat Birliği'nde "ENAD" yararına resim sergisi...

Ressam Funda TÜMER & Fine Art Sanat Birliği Resim Sergisi - Ankara
Ressam Funda TÜMER & Fine Art Sanat Birliği Resim Sergisi - Ankara
Ressam Funda TÜMER & Fine Art Sanat Birliği Resim Sergisi - Ankara
Ressam Funda TÜMER & Fine Art Sanat Birliği Resim Sergisi - Ankara

31 Ocak 2014 Cuma

Kaplumbağa Terbiyecisi'nin öyküsü..

Kaplumbağa Terbiyecisi'nin öyküsü..
Bir Cinayet ve İflasın Hikayesi; Kaplumbağa Terbiyecisi Ne Anlatıyor?
12 Aralık 2004 Pazar. İstanbul Swissotel'de yapılacak müzayede tüm basının ilgisini çekmişti. Haftalardır gazeteler, televizyonlar hatta magazin dergileri bu müzayedede satışa çıkacak olan bir tablodan söz ediliyordu. Türkiye'nin sayılı zengin ailelerinin temsilcileri müzayede salonuna gelmişti. Basın mensupları da yerlerini aldı. Bütün salona heyecanlı bir bekleyiş hakimdi.
1959 yılı. Şişli'deki bir köşk, polis ekiplerince mühürlendi. Bu evde ünlü bir armatör yaşıyordu: Saim Birkök. Hayatı boyunca hiç evlenmemişti. Askerlik arkadaşının kendi adını verdiği oğlunu evlat edindi. Onu yetiştirmeye çalıştı. Okuması için İsviçre'ye gönderdi. Bütün servetini ve sahip olduğu tersaneyi ona bırakmayı düşünüyordu. Ancak Balat'taki tersanede çıkan bir tartışmada manevi oğlunu tek kurşunla öldürdü. Bu olay yaşandığında Saim Birkan 76 yaşında, ölen manevi oğlu Saim Gökoğlu 45 yaşındaydı.
1960 yılının ilk ayları. Profesör Mustafa Cezar, bir araştırma sırasında, Şişli'de mühürlü bir evde, sanatsal değerinin yanında tarihi değeri de yüksek olan, kırktan fazla tablonun varlığını öğrendi. Köşkün sahibi Saim Birkök, resme meraklı bir sanat severdi. Ancak işlediği cinayetten dolayı Sultanahmet Cezaevi'nde yatmaktaydı. Profesör, tabloların fotoğraflarını çekmek için köşkün sahibinden izin almak zorundaydı. Hapishaneyi ziyaret edip Saim Birkök'ten izini aldı. Mühürlü kapı kısa hakim eşliğinde açıldı. Kapı aralanıp ışıklar yanınca, toz toprak arasından muhteşem bir hazine çıkmıştı. "Kaplumbağa Terbiyecisi" başta olmak üzere beş tanesi Osman Hamdi Bey'e ait kırk tablo gün yüzüne çıkmıştı. Tabloların fotoğrafları çekildi. Sonra köşkün kapısı tekrar mühürlendi. Profesör Mustafa Cezar, çektiği bu fotoğrafları kitabında yayınladı. Böylelikle ilk defa bu tablonun gerçek bir görüntüsü ortaya çıkmıştı.
1961 yılı. Kanser hastası Birkök, durumu ağırlaştığı gerekçesi ile salıverildi. Zaten bir süre sonra vefat etti. Arkasından büyük bir miras kavgası başladı. Tablolar, anlaşmazlık durumundan dolayı  Resim Heykel Müzesi'ne teslim edildi. Kaplumbağa Terbiyecisi de, 20 yıl kadar sonra, açık artırmayla Erol Aksoy'un eline geçecekti. Erol Aksoy, tabloyu sahibi olduğu İktisat Bankasının koleksiyonuna ekledi.
12 Aralık 2004 Pazar. İktisat Bankasının koleksiyonunda olan  "Kaplumbağa Terbiyecisi" isimli tabloya, bankanın batması sebebiyle TMSF tarafından el konulmuştu. Müzayede başladığında çekişme yeni kurulan iki müze arasında geçiyordu; İstanbul Modern ve Pera Müzesi. Rakam çok yukarılara çıktı; öyle ki son teklif 5 trilyon lirayı gösterecek tabela yoktu. Demek ki müzayedeyi gerçekleştirenler bile bu kadarını beklemiyordu. Kaplumbağa Terbiyecisinin yeni sahibi Pera Müzesi oldu. Ödenen 5 trilyon, Türk resim sanatı için bir rekordu. Bu yüksek ücret, tablonun ününe ün kattı.
Günümüzde, sokaktaki vatandaştan profesörüne, üniversite öğrencisinden ev hanımına kadar herkesin bildiği bir yapıta dönüştü Osman Hamdi Bey'in "Kaplumbağa Terbiyecisi". Puzzleları, reprodüksüyonları yok satıyor, dizi sahnelerinde, karikatürlerde karşımıza çıkıyor. Türkiye'nin bir nevi Mona Lisa'sı haline geldi.
Aslında Kaplumbağa Terbiyecisi'nin bir de ikizi var. Osman Hamdi Bey, birçok oryantalist ressam gibi beğendiği tabloyu bir kez daha çizmişti. Şimdiye kadar anlattığımız 1906 yılında çizilen ilk tablonun hikayesiydi. 1907 yılında ise resmi tekrar çizdi. 2. versiyon bir şekilde Londra'ya kadar gitmişti. Erol Simavi 1984 yılında bu resmi 100 bin dolara satın aldı. Halen Belma Simavi'nin koleksiyonunda bulunan tablo, Sakıp Sabancı Müzesinde sergileniyor.
Resmin iki versiyonu arasında  farklar var; kaplumbağaların sayıları ve yerleri, duvarda asılı olan Allah ve Muhammed yazılı tablo, yerde duran vazo ve pencere kemeri gibi.
Peki tablo bize ne anlatıyor?
Tabloda gördüğümüz erkek figürü Osman Hamdi Bey'in kendisidir. Çoğunlukla, resmini çizeceği ortamda, doğuya özgü kıyafetler giyip kendi fotoğrafını çektirir. Sonra fotoğrafa bakarak yapar resimlerini. Kaplumbağa Terbiyecisi de  bu şekilde çizilmiştir.
Tablodaki mekan, Bursa'daki Yeşil Cami'dir. Osman Hamdi Bey çizime burada başlamış, daha sonra çekilen fotoğraf yardımıyla kendi atölyesinde bitirmiştir.
Peki "Kaplumbağa Terbiyecisi" bize neyi anlatıyor? Bunu anlamak için tabloyu incelemeye başlayalım.
Öncelikle neler görüyoruz?
Kırmızı kaftan giymiş, derviş kıyafetleri içinde sakallı, kambur yaşlı bir adam...
Bakımsız bir odada, marul yiyen kaplumbağalara bakıyor. Ama biraz düşünceli, karamsar ve yorgun bir bakış bu.
Sırtında bir nakkare (yarım küre biçiminde küçük bir davuldan oluşan vurmalı bir çalgı, Mevlevi müziğinin dört temel çalgısından da birisi) asılı ve buna bağlı mızrap (nakkareyi çalmaya yarayan nesne) boynundan aşağı sarkmış.
Ellerini arkasında kavuşturmuş, bir neyi tutuyor. Kırbaç değil de neden ney? Anlaşılan kaplumbağaları ney üfleyerek, nakkare çalarak yani musikiden yararlanarak terbiye etmeye çabalıyor.
Ama yaşlı adamın ney'i tutuşuna daha dikkatli bakacak olursak, neyi üfleme hazırlığında değil sanki vazgeçmiş, çabaları sonuçsuz kalmış.
Bize verilmek istenen mesajın ne olduğunu doğru yorumlamak için, Osman Hamdi Bey'in hayatı hakkında biraz bilgi sahibi olmalıyız.
Osman Hamdi Bey, ilk Türk arkeoloğudur. Dünyaca ünlü İskender Lahidi’ni bulan ve İstanbul'a getiren kişidir.
Çağdaş Türk müzeciliğinin öncülerindendir. İstanbul arkeoloji müzesinin kurucusu ve ilk müze müdürüdür.
Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi'ni yani Güzel Sanatlar Akademisi'nin kurucusudur.Ayrıca modern anlamda ilk Türk ressamlarından birisidir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressamdır.
Bu durumu Emre Caner bir romanında şöyle açıklamıştır:
"Osman Hamdi de hayatı boyunca kimsenin bilmediği meslekler yapmıştı. Ressam olmuştu en başta. Sonra müze müdürü. Bir arkeolog. Ardından da güzel sanatlar akademisi müdürü. Onun kaplumbağa terbiyecisinden bir farkı yoktu aslında!"
Osman Hamdi Bey, tüm bunları sanatı ve sanatçıyı önemsemeyen, antik eserlere hiç değer vermeyen bir toplumda başarmıştı. Devlet kurumları hatta toplumun kendisi, sürekli kendisine yeni engeller çıkarmış, değişime, modernleşmeye direnmişti.
İşte tablodaki kaplumbağalar; devletin hantal işleyen bürokrasisi ve değişime direnen, ağır aksak ilerleyen toplumun kendisiydi. Yaşlı dervişin kendisi olduğunu söylemiştik. Bütün bu duruma kızan Osman Hamdi Bey, derviş de olsa sabrının bir sonu olduğunu göstermiş oluyor.
Osman Hamdi Bey'in, bu tablo yapılırken nereden esinlendiği de ortaya çıkmıştır. Şimdi Fransız Le Tour du Monde'nin 1869 yılındaki bir sayısında çıkan gravürü inceleyelim.
1869 yılında Bağdat Valisi Mithat Paşa’nın hizmetinde çalışan babasına gönderdiği mektupta, Le Tour de Monde dergisini severek okuduğundan bahseden Osman Hamdi Bey’in bu çalışmadan esinlenmesi gayet olası gözüküyor.
Benzerlikler dikkat çekici olsa da Osman Hamdi Bey'in Kaplumbağa Terbiyecisi, renklerin ve ışığın kullanımı, tablonun derinliği ve verdiği mesajla öncülünden çok daha kıymetli.
 
Osman Hamdi Bey'in eserlerinden bazıları: 
Kuran Okuyan Adam
Mihrab
Gebze'den Manzara
Silah Taciri
Kahve Ocağı
İki Müzisyen Kız
Gezintide kadınlar
Ab-ı Hayat Çeşmesi
Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız
Genç kız portresi

30 Ocak 2014 Perşembe

Kaplumbağa Terbiyecisi'nin öyküsü.. II. VERSİYON

Kaplumbağa Terbiyecisi'nin öyküsü..
Bir Cinayet ve İflasın Hikayesi; Kaplumbağa Terbiyecisi Ne Anlatıyor?
12 Aralık 2004 Pazar. İstanbul Swissotel'de yapılacak müzayede tüm basının ilgisini çekmişti. Haftalardır gazeteler, televizyonlar hatta magazin dergileri bu müzayedede satışa çıkacak olan bir tablodan söz ediliyordu. Türkiye'nin sayılı zengin ailelerinin temsilcileri müzayede salonuna gelmişti. Basın mensupları da yerlerini aldı. Bütün salona heyecanlı bir bekleyiş hakimdi.
1959 yılı. Şişli'deki bir köşk, polis ekiplerince mühürlendi. Bu evde ünlü bir armatör yaşıyordu: Saim Birkök. Hayatı boyunca hiç evlenmemişti. Askerlik arkadaşının kendi adını verdiği oğlunu evlat edindi. Onu yetiştirmeye çalıştı. Okuması için İsviçre'ye gönderdi. Bütün servetini ve sahip olduğu tersaneyi ona bırakmayı düşünüyordu. Ancak Balat'taki tersanede çıkan bir tartışmada manevi oğlunu tek kurşunla öldürdü. Bu olay yaşandığında Saim Birkan 76 yaşında, ölen manevi oğlu Saim Gökoğlu 45 yaşındaydı.
1960 yılının ilk ayları. Profesör Mustafa Cezar, bir araştırma sırasında, Şişli'de mühürlü bir evde, sanatsal değerinin yanında tarihi değeri de yüksek olan, kırktan fazla tablonun varlığını öğrendi. Köşkün sahibi Saim Birkök, resme meraklı bir sanat severdi. Ancak işlediği cinayetten dolayı Sultanahmet Cezaevi'nde yatmaktaydı. Profesör, tabloların fotoğraflarını çekmek için köşkün sahibinden izin almak zorundaydı. Hapishaneyi ziyaret edip Saim Birkök'ten izini aldı. Mühürlü kapı kısa hakim eşliğinde açıldı. Kapı aralanıp ışıklar yanınca, toz toprak arasından muhteşem bir hazine çıkmıştı. "Kaplumbağa Terbiyecisi" başta olmak üzere beş tanesi Osman Hamdi Bey'e ait kırk tablo gün yüzüne çıkmıştı. Tabloların fotoğrafları çekildi. Sonra köşkün kapısı tekrar mühürlendi. Profesör Mustafa Cezar, çektiği bu fotoğrafları kitabında yayınladı.
  Böylelikle ilk defa bu tablonun gerçek bir görüntüsü ortaya çıkmıştı.
1961 yılı. Kanser hastası Birkök, durumu ağırlaştığı gerekçesi ile salıverildi. Zaten bir süre sonra vefat etti. Arkasından büyük bir miras kavgası başladı. Tablolar, anlaşmazlık durumundan dolayı  Resim Heykel Müzesi'ne teslim edildi. Kaplumbağa Terbiyecisi de, 20 yıl kadar sonra, açık artırmayla Erol Aksoy'un eline geçecekti. Erol Aksoy, tabloyu sahibi olduğu İktisat Bankasının koleksiyonuna ekledi.
12 Aralık 2004 Pazar. İktisat Bankasının koleksiyonunda olan  "Kaplumbağa Terbiyecisi" isimli tabloya, bankanın batması sebebiyle TMSF tarafından el konulmuştu. Müzayede başladığında çekişme yeni kurulan iki müze arasında geçiyordu; İstanbul Modern ve Pera Müzesi. Rakam çok yukarılara çıktı; öyle ki son teklif 5 trilyon lirayı gösterecek tabela yoktu. Demek ki müzayedeyi gerçekleştirenler bile bu kadarını beklemiyordu. Kaplumbağa Terbiyecisinin yeni sahibi Pera Müzesi oldu. Ödenen 5 trilyon, Türk resim sanatı için bir rekordu. Bu yüksek ücret, tablonun ününe ün kattı. Günümüzde, sokaktaki vatandaştan profesörüne, üniversite öğrencisinden ev hanımına kadar herkesin bildiği bir yapıta dönüştü Osman Hamdi Bey'in "Kaplumbağa Terbiyecisi". Puzzleları, reprodüksüyonları yok satıyor, dizi sahnelerinde, karikatürlerde karşımıza çıkıyor. Türkiye'nin bir nevi Mona Lisa'sı haline geldi.
Aslında Kaplumbağa Terbiyecisi'nin bir de ikizi var. Osman Hamdi Bey, birçok oryantalist ressam gibi beğendiği tabloyu bir kez daha çizmişti. Şimdiye kadar anlattığımız 1906 yılında çizilen ilk tablonun hikayesiydi. 1907 yılında ise resmi tekrar çizdi. 2. versiyon bir şekilde Londra'ya kadar gitmişti. Erol Simavi 1984 yılında bu resmi 100 bin dolara satın aldı. Halen Belma Simavi'nin koleksiyonunda bulunan tablo, Sakıp Sabancı Müzesinde sergileniyor.
Resmin iki versiyonu arasında  farklar var; kaplumbağaların sayıları ve yerleri, duvarda asılı olan Allah ve Muhammed yazılı tablo, yerde duran vazo ve pencere kemeri gibi.
Peki tablo bize ne anlatıyor?
Tabloda gördüğümüz erkek figürü Osman Hamdi Bey'in kendisidir. Çoğunlukla, resmini çizeceği ortamda, doğuya özgü kıyafetler giyip kendi fotoğrafını çektirir. Sonra fotoğrafa bakarak yapar resimlerini. Kaplumbağa Terbiyecisi de  bu şekilde çizilmiştir.
Tablodaki mekan, Bursa'daki Yeşil Cami'dir. Osman Hamdi Bey çizime burada başlamış, daha sonra çekilen fotoğraf yardımıyla kendi atölyesinde bitirmiştir.
Peki "Kaplumbağa Terbiyecisi" bize neyi anlatıyor? Bunu anlamak için tabloyu incelemeye başlayalım.
Öncelikle neler görüyoruz?
Kırmızı kaftan giymiş, derviş kıyafetleri içinde sakallı, kambur yaşlı bir adam...
Bakımsız bir odada, marul yiyen kaplumbağalara bakıyor. Ama biraz düşünceli, karamsar ve yorgun bir bakış bu. Sırtında bir nakkare (yarım küre biçiminde küçük bir davuldan oluşan vurmalı bir çalgı, Mevlevi müziğinin dört temel çalgısından da birisi) asılı ve buna bağlı mızrap (nakkareyi çalmaya yarayan nesne) boynundan aşağı sarkmış. Ellerini arkasında kavuşturmuş, bir neyi tutuyor. Kırbaç değil de neden ney? Anlaşılan kaplumbağaları ney üfleyerek, nakkare çalarak yani musikiden yararlanarak terbiye etmeye çabalıyor. Ama yaşlı adamın ney'i tutuşuna daha dikkatli bakacak olursak, neyi üfleme hazırlığında değil sanki vazgeçmiş, çabaları sonuçsuz kalmış. Bize verilmek istenen mesajın ne olduğunu doğru yorumlamak için;
Osman Hamdi Bey'in hayatı hakkında biraz bilgi sahibi olmalıyız.
Osman Hamdi Bey, ilk Türk arkeoloğudur. Dünyaca ünlü İskender Lahidi’ni bulan ve İstanbul'a getiren kişidir. Çağdaş Türk müzeciliğinin öncülerindendir. İstanbul arkeoloji müzesinin kurucusu ve ilk müze müdürüdür. Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi'ni yani Güzel Sanatlar Akademisi'nin kurucusudur.Ayrıca modern anlamda ilk Türk ressamlarından birisidir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressamdır.
Bu durumu Emre Caner bir romanında şöyle açıklamıştır:
"Osman Hamdi de hayatı boyunca kimsenin bilmediği meslekler yapmıştı. Ressam olmuştu en başta. Sonra müze müdürü. Bir arkeolog. Ardından da güzel sanatlar akademisi müdürü. Onun kaplumbağa terbiyecisinden bir farkı yoktu aslında!"
Osman Hamdi Bey, tüm bunları sanatı ve sanatçıyı önemsemeyen, antik eserlere hiç değer vermeyen bir toplumda başarmıştı. Devlet kurumları hatta toplumun kendisi, sürekli kendisine yeni engeller çıkarmış, değişime, modernleşmeye direnmişti.
İşte tablodaki kaplumbağalar; devletin hantal işleyen bürokrasisi ve değişime direnen, ağır aksak ilerleyen toplumun kendisiydi. Yaşlı dervişin kendisi olduğunu söylemiştik. Bütün bu duruma kızan Osman Hamdi Bey, derviş de olsa sabrının bir sonu olduğunu göstermiş oluyor.
Osman Hamdi Bey'in, bu tablo yapılırken nereden esinlendiği de ortaya çıkmıştır. Şimdi Fransız Le Tour du Monde'nin 1869 yılındaki bir sayısında çıkan gravürü inceleyelim.
1869 yılında Bağdat Valisi Mithat Paşa’nın hizmetinde çalışan babasına gönderdiği mektupta, Le Tour de Monde dergisini severek okuduğundan bahseden Osman Hamdi Bey’in bu çalışmadan esinlenmesi gayet olası gözüküyor. Benzerlikler dikkat çekici olsa da Osman Hamdi Bey'in Kaplumbağa Terbiyecisi, renklerin ve ışığın kullanımı, tablonun derinliği ve verdiği mesajla öncülünden çok daha kıymetli.
Osman Hamdi Bey'in eserlerinden bazıları:
***
Kuran Okuyan Adam
Mihrab

Gebze'den Manzara
Silah Taciri

Kahve Ocağı

İki Müzisyen Kız

Gezintide kadınlar

Ab-ı Hayat Çeşmesi

Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız
Genç kız portresi